Yedi Memeli Dev

yorumsuz
296 Okunma

Merhaba değerli okuyucu, uzun süredir yoktum ama kalemimin mürekkebi bitmiş değil. Başıma da bir dert gelmedi. Merak etme. İş güç işte çalışıyorum. Şimdi sana bir hikâye anlatacağım. Ama bu hikâyeyi okurken son derece dikkatli olmanı istiyorum. Çünkü içinde bir yerlerde mutlaka sana ait bir şeyler bulacaksın. Haydi bismillah…

Bir varmış hep varmış ama asla yokmuş. Bilinmeyen zamanların içinde tarihe gömülen ülkelerin birinde bir Dev yaşarmış. Bu Dev ki yedi memesinin sütüyle yedi kıtayı aynı anda beslermiş. Ve yedi ayrı kıtada insanlar adedince fikir insanlar adedince görüş varmış. Ve gönderilen her peygamber aynı İlahi mesajı taşırmış. Ama insanlar yine de sapkınlığa meyilliymiş. Gün olur devran döner birlik olur “gün olur asra bedel” kutsal sayılan her şey yerle bir olmuş. İnsanlar bölük pörçük ve hepsi ayrı ayrı vahdet-i zerre…

Yine bu dönemde kimi insanlar özgür kimileri de köle… Köleciliğin tarihi insanlıkla yaşıt ki buna tarih şahittir. Tarihin her döneminde insanlar köleleştirilmiştir. Ki bir dönemde saçları tıraş edilip sonra kafalarına deve derisi geçirilen insanlar haftalarca güneşin altında bekletilirmiş. Eğer hayatta kalmayı başarabilirse ona mankurt denilirmiş. Mankurtlar o dönemin en değerli köleleri. Ki sadece onlar o Dev’in sütünden içebilmek için çalışmazlarmış. Ama Dev’in en çok işine yarayan köleler onlarmış. Özgürlük için doğan insanlar ise yine en büyük kölelerdir. Yaşayan bunca çabanın ise tek bir gerekçesi var ki bu Dev’in sütünden biraz fazla içip daha fazla sarhoş olabilmek…

Ve o melek boşuna telaşlanmamıştı. Evet, yeryüzünde kan dökülüyordu. İnsan insanın kurdu… Savaşlar tarih boyunca bitip tükenmedi. Ve dileseydi tanrı bizi tek bir millet olarak yaratabilirdi. Yapılan her bir iş o Dev’in işine geliyordu.

Parayı Lidyalıların bulduğu sanılır, evet doğrudur parayı Lidyalılar bulmuştur. Ama bu Dev Lidyalılardan önce ve sonra da varmış.

Dev’in hizmetinde çalışan binlerce resmi köle hayır milyonlarca ve hatta milyarlarca… Yalnız bir düşünceye gözlerini yuman insanlar, ekmek parasına…

Ahmet amca o bilinmeyen bu dönemlerde hatta bilinen biz zat şahidi olduğumuz şu dönemlerde bir fabrikada işçi olarak çalışıyordu. Beş çocuğu vardı. En büyük kızını evlendirmişti. Dört oğlu ise hepsi ayrı bir şehirde ekmeğinin peşinde… Ahmet amca bir iş çıkışı cebinden çıkardığı Maltepe sigarasından bir tane yaktı ve bir bankın üzerine oturdu. Sonra derin derin düşüncelere daldı. Dört tane bekâr evlat, acaba onları da baş göz edebilecek miydi? Hele en küçük oğlu üniversite okuyordu. Acaba okulunu bitirince iş bulabilecek miydi? Ay sonu yaklaşmıştı. Bu ay maaşından kesinti olmasa bari, sonra evde neler eksikti? Elektrik ve su faturası, oğlunun okul harçlığı ve diğer masraflar yok işçi maaşı yetmezdi başka bir iş yapmalı… Sonra o da bir düşünceye yumdu gözlerini…

Akşam olmuştu fabrikada gece vardiyası başlamıştı. Gece vardiyasında çalışanlar için güneşi görebilmek mucize gibi bir şeydi. Sanki güneş dedikleri şey bir efsaneden ibaretti. Ve belki de güneş dedikleri o şey sadece Kaf Dağı’nın ardından doğuyordu.

Erdal amca, sekiz evlat yetiştirmişti. Aynı fabrikada o da işçiydi. Yıllardır gece vardiyasında güneşe hasret olarak çalışıyordu. Aldığı ise yine…

Bir de çoban Musa vardı kendi köyünde… Hiç kimsenin etlisine sütlüsüne karışmazdı. Yıl boyunca davar güder yılsonunda davarlarını satar parasını cebine koyar, işine bakardı. Ona da kızını okut demişlerdi. O da kızını okuttu. Kızı ise şuan Hilmi Bey’in Fabrikasında Muhasebe Müdürü…

Sonra fabrikatör Hilmi Bey, İnsan kaynakları müdürlüğüne geldi. Fabrikanın çaycısı İnsan kaynakları müdürü Salim Bey’in ofisine iki çay getirdi. Çaylar yudumlanıyordu. Hilmi Bey ile Salim Bey arasında koyu bir sohbet… Çaycı boşları almaya gelmişti ki o tartışmaya tanık oldu. Hilmi Bey, Salim Bey’e çıkışıyordu. “Fabrika da isyan mı çıkaracaksın. O kadar para ödüyoruz işini yapmıyorlar bile yediği önlerinde yemediği arkalarında ne diye izin veriyorsun.” Sonra Salim Bey söze karıştı, “Hilmi Bey onlar senin kölen değil işçilerin. Ki ben de yıllardır senin için çalışıyorum. İşçilerin sırtından milyonlar kazandın. Ben de senin ekmeğini yedim. Şimdi ise bir gün benden izin aldı diye bana çıkışıyorsun. Dünyanın hiçbir yerinde böyle kural yoktur. Onların da biraz olsun özgürlüğe ihtiyacı var.” Ve Hilmi Bey şöyle dedi: “Onları tanrı işçi olarak yarattı beni ise patron olarak” Çaycı boşları odadan alıp çıktı. Sanırım bu sözler uzun süre kulaklarında çınlayacaktı.

Hilmi Bey’in göz nuru Yasemin Hanım… Ve Tanrı onu özgür olarak yaratmıştı. Hilmi Bey ile yarın dünya turuna çıkacaklardı. Sanki o Dev’in bir memesi onlar için çalışıyordu. İkisi de o Dev’in sütünden içerken sarhoş olmuşlardı. Özel uçaklarıyla başka bir ülkeye uçtular orada gönlünce eğlendiler sonra başka bir ülkeye ve oradan da başka bir ülkeye…

Hilmi Bey yurt dışında olsa da fabrikada hala sıkı kurallar uygulanıyordu. İşçiler on iki saat çalışıyor ve sonra diğer on iki saatte diğerleri çalışıyor çaycının kulaklarında ise hala o çınlama… İşçilerin gözünde sadece parası olanlar özgürdü. Ama değerli okurlarım biliyor musunuz işçiler de yanılıyordu. Evet, onlar çalışmak zorunda değildi belki ama emin olun onlar işçilerden daha büyük kölelerdi. Onlar için çalışanlar vardı ve biliyorlardı hepsi köle gibi çalışmak için yaratılmıştı. Oysa Hilmi Bey kafasına geçirilmiş deve derisinin farkında değildi. Son olarak kendisine doğru yaklaşan Nayman Ana’ya silahını ateşledi…

Özgür olduğunuzu hissettiğiniz an belki de köle olduğunuzu unuttuğunuz andır. Dünyanın çarkı böyledir. Kimileri çalışır kimileri çalıştırır ama öyleleri vardır ki bunlar birer mankurttur. Dev’in sütünden belki de şarabından sarhoş olmuşlardır. Kan ve cerehat ve irinin içinde gezerler akan kanı görmezler… Teknolojinin kölesidirler farkına varmazlar, yerler, içerler, servet harcarlar ve harcanılan servet farklı farklı Hilmi Beyler farklı farklı Yasemin Hanımlar dünyaya getirir ve çark dönmeye devam eder.

Hilmi Bey ile Yasemin Hanım altı günde dünya turunu tamamlayıp yedinci gün dinlenmeye çekildiler… İşçiler ise hala çalışmak zorundaydı…

 

-Evet, neler hisssettin bakalım!
  • Büyülendim
  • Mutlu Oldum
  • Üzüldüm
  • Sinirlendim
  • Canım sıkıldı
  • Korktum
Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Yazar:
Etiketler: , ,
Eklenme Tarihi: 1 Ağustos 2017

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın