Madımak

Yakmalıydı hayır yanmalı yanmamalı yüreğim yangın yeri alevler yükselen alevler dumanlar yükselen dumanlar, yanmıştı Madımak artık çok geç…

İbrahim Atatürk Üniversitesinde Bilgisayar Mühendisliği okuyordu. Enes ile sıkı dostluğu vardı, öteden beri. Lise arkadaşlarıydılar. Kader bu ya Erzurum’um soğuğuna da beraber direneceklerdi. Beraberce ev tuttular. İki katlı müstakil bir evin taban katı, ve kahrolası vize haftası, aylardan Kasım… Ders çalışmalıydı, hayır daha çok çalışmalıydı.

Kasım’ın soğuğu Erzurumluyu üşütmez ama Enes ile İbrahim de üşümüyordu. Çünkü onlar daha önce Sivas’ın ayazında davar gütmüşlerdi. Ders çalışmalıydı, daha çok çalışmalıydı. Ev kömürle ısıtmalıydı.

Ders çalışmalıydı daha çok çalışmalıydı. 8 Kasım 2016 Salı günü ikisi de ilk sınalarını verdiler. Liner cebir tamam. Üç kredi dört AKS…

Yarın Mühendisliğe Giriş sınavı var. Beyinler kızarmalı, hayır yanmalı cayır cayır yanmalı… Çok çalıştılar. Azmettiler ama olmadı. Teorik derslere basmıyordu kafaları. Ezberi sevmiyorlardı belki de.

Genel dağılım grafiği çıksa moral sefiyesi birden aşağı çekerdi. Enes şöyle seslendi: Lan ibo, napacaz lan. Ders çalışmalıydı. Daha çok çalışmalıydı. Ama neyse ki ertesi günkü sınav Türk Dili sınavi idi. O kadar da çalışmaya gerek yok gibiydi. Hadi kafeye gidelim dediler. İbrahim karşı çıktı: “Oğlum Enes, aynı şeyleri tekrar yaşayacağız. En iyisi eve gidip çalışalım. Boş ver Türk Dilini, ertesi Algoritma ve Programlama dersi var. Ne yapacağız?” Enes durgunlaştı, ve ekledi: “Geçen yıl çay demleme algoritmasını sormuş. Çay demlemeyi biliyoruz herhalde.” İbrahim gülümsedi. “Hadi o zaman eve gidelim de bize bir çay demle.”

Eve gittiler Enes çayı koydu. O arada konu analizi yaptılar. Algoritma konusu tamamlanmış ve programlamaya yeni giriş yapılmış. Enes çayı nasıl demlediğini anlattı. Ardından C’ye geçtiler. Dünyaya merhaba dediler. Değişken tanımladılar, çaylarını yudumladılar, sabitlere baktılar. C’de matematik işlemleri yaptılar. Döngüleri çalıştılar, classlarda kaldılar. Çaylar soğumuştu. Saat de epey ilerlemişti. Aferin size çocuklar. Yatın artık. Ve yattılar.

Okuyucunun dikkatine: Sınav saati sabah 8:30

Sabah uyandılar. Saat 8:30. Gayet de rahattılar. Dikkatli ol ey okuyucu, gözlerin sana oyun oynamasın Hala Türk Dili sınavına girmediler. Türk Dili Sınavı saat 10:00’da bu yüzden rahattılar.

Neyse okula gittiler hiç çalışmadan Türk Dili sınavına girip çıktılar. Yüzlerde gülüyordu hani. Eve giderken kahvehanede oturan amcalara imrendiler. Oturup sohbete başladılar. Çaylar geldi. Çayı görünce sadece kendilerinin anlayacağı bir espriyi patlattılar. Sor bakalım algoritma biliyor muymuş dayı.

Yanlarında oturan sivri sakallı siyah gözlü amca bunların konuşmalarına kulak misafiri olmuş ve şöyle seslendi çocuklara:”Dayı mı?”

Bizimkiler duymadılar, döngüleri konuşuyorlardı. İf, else gidiyorlardı. Şöyle ise böyle yapsın hesabı…

Amca sesini yükseltti: Gençler size diyorum.

İbrahim gözlerini Amca’ya çevirdi: Buyur amca?

-Evladım siz nerelisiniz?

Bilmiyorum okuyucu bu soru neden sorulur? Hiç tanımadığın birinin neden ilk memleketini merak ederler. Ben de hep bunu merak ediyorum. Biliyorsan yoruma yazarsın tamam mı ey okuyucu!

İbrahim cevap verdi: Sivaslıyık.

Bu söz üzerini Amca biraz düşündü. Kafasını iki öne salladı sonra yukarı kaldırarak bizimkilere şu soruyu yöneltti: Yananlardan mısınız yoksa yakanlardan mı?

İbrahim şoka uğramış gibiydi. Hiç beklemediği bir soru geldi. Suskundu.

Enes kafasını kaldırdı ve şöyle dedi: “Else” amca, SÖNDÜRENLERDENİZ...

-Evet, neler hisssettin bakalım!
  • Büyülendim
  • Mutlu Oldum
  • Üzüldüm
  • Sinirlendim
  • Canım sıkıldı
  • Korktum
Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Yazar:
Etiketler: , ,
Eklenme Tarihi: 2 Temmuz 2017

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın