Bir Adam Yaratmak ve Fikr-i Sabit Meselesi

Necip Fazıl Kısakürek’in Bir Adam Yaratmak adlı eserinde Fikr-i Sabit Meselesi üzerinde duracağım ve bu eseri bu anahtar kelimeden yola çıkarak analiz etmeye çalışacağım.

Bu eser birçok araştırmacı ve akademisyen tarafından defalarca incelenmiş olmasına rağmen fikr-i sabit temi üzerinde fazla durulmamıştır. Yapılan araştırmalarda eser daha çok ölüm boyutuyla değerlendirilmiştir. Eserdeki ölüm ve ölüm korkusu teması eserin hiç tartışılmaz en ağır yönüdür. Dolayısıyla eserdeki ölüm teminin bu denli araştırılması son derece doğal bir sonuçtur. Ama eseri incelerken eserin sırf bir yönüne odaklanmak eserin sırlarını göz ardı etmemize vesile olabilir. Bunları göze alarak ben eseri sırf bir anahtar kelimeden yola çıkarak analiz edeceğim. Ve belki de eserin birçok kişi tarafından göz ardı edilmiş bir yönünü gün yüzüne çıkaracağım. Zaten diğer yönlerinin birçok araştırmacı tarafından yeterince incelendiğini varsayarak eserin değinilmemiş ya da üzerinde fazla durulmamış bir yönünü şimdi sizlere arz ediyorum.

Eserde ilk ikinci sahnede karşımıza çıkan “Fikr-i Sabit” tamlaması eserin bana göre en gizemli sırlarından biridir. Bu sadece eserin değil hayatın da çözülmemiş sırlarındandır bir gizemdir. Hüsrev’in yazmış olduğu eseri Turgut Hüsrev’e anlatırken ilk kez bu terim Hüsrev tarafından burada kullanılıyor ve sonra da eserin tamamını kapsayan bir hal alıyor.

“HUSREV: (Dalgın) Evet, niçin sadece ağaç değil de incir ağacı! Bunu bana değil, fikri sabitlerimize sorun! Çocuk, babam kendisini bir incir ağacına astı diye diye aynı akıbete sürükleniyor. Bu fikri sabiti sadece ağaç diyerek canlandırabilir miyiz? Fikri sabitlerimiz, bir şeye takıldığı zaman, o şeyin basit, fakat çok esrarlı hususiyetlerine âşık olur.”

Bu gerçekten de böyle değil midir? İnsanlar “fikr-i sabit”lerine aşk derler ve bir ömür bu sabit fikirlerin peşinden aşk diye koşarlar. Mesela mükemmel bir kadın tasavvur ederler ve bunu sıradan bir kadına lütfederler. Adına da aşk derler. İsterseniz konuyu biraz açayım. Her insanın aklında bir mükemmel insan tipi vardır. İşte biz zihnimizde yarattığımız bu mükemmelliğe âşık oluruz. Yoksa herkes senin benim gibi insandır. Eğer o gerçekten mükemmel bir kişilik olsaydı herkesin ona âşık olması gerekirdi. Oysa ona belki sadece sen âşıksın.

Bir de olaya şu yönden bakalım. Hemen hemen hepimizin tuttuğu bir futbol takımı vardır öyle değil mi? Peki sen neden o takımı tutarsın. Cevap vereyim, fikr-i sabitlerinden dolayı. Oysa senin o takımla fiziksel hiçbir bağın yok. Senin bu sabit fikirlerinden dolayı o tuttuğun takım senin aşkındır.

Fikr-i sabit konusuna verilecek en güzel örneklerden bir tanesi de şudur. Hani bilirsiniz dava adamları vardır. Kendini bir davaya adamış, ömrünü onunla geçirmiş, belki son nefesini de bu uğurda teslim etmiş. Buna ne demeli…

O fikr-i sabit ki işte hayatın en gizemli sırlarından bir tanesi… İnsan kendi zihniyle yarattığı mükemmeli başka şeylerde giydiriyor ve giydirdiği nesnede mükemmeliyeti arıyor. Sonra adına aşk diyor, dava diyor, sevda diyor, tutku diyor, bağımlılık diyor… Oysa o dışarda aradığımız şey içerde, zihnimizin içinde.

Fikr-i sabit kelimesini yeterince açıkladığımı varsayarak esere tekrar dönüyorum. Eserdeki ilk fikr-i sabit “İncir Ağacı”dır. Hüsrev’in yazdığı eserde kahramanın babası kendini bu ağaca asarak intihar etmiştir. Hüsrev de kendini bu fikre sabitlemiştir. Hüsrev’in bu eseri yazmasının asıl sebebi ise onun da babasının kendisini Bahçedeki “İncir Ağacı”na asmasıdır. Bu durum Hüsrev’de derin izler bırakmış ve bir fikri sabit oluşturmasına sebep olmuştur. Bu fikr-i sabit de onu bu eseri yazmaya itmiştir.

Daha sonra Hüsrev’in yazdığı eserdeki vakalar bir bir yaşanmaya başlayacaktır. Bunu da yine fikr-i sabitle açıklayabiliriz. İnsanlar bir şeylerin üzerinde fazla durdu mu o bir fikr-i sabite dönüşür. Yine eserde yazılanların bir bir yaşanması Eserin ismiyle de alakalıdır. Eserin beşinci sahnesinde bunu Hüsrev şu sözlerle bildirir “Meğer kul olduğumu anlamak için Allahlık taslamalıymışım! Meğer nasıl yaratıldığımı anlamak için bir adam yaratmaya kalkmalıymışım!” Bu konuya ilerde farklı yönleriyle irdeleyeceğim.

Eserde incir ağacından sonra önemli bir fikr-i sabit de Hüsrev’in Halasının kızı Selma’ya âşık olmasıdır. İlk başlarda Selma’yı kızı gibi seven Hüsrev onu bir kaza kurşunuyla öldürmesinden sonra ona âşık olur. Bu aslında Hüsrev’in: “Fikri sabitlerimiz, bir şeye takıldığı zaman, o şeyin basit, fakat çok esrarlı hususiyetlerine âşık olur” söyleminin ispatıdır. Onu öldürdükten sonra bir fikr-i sabitle Selma’ya bağlanmıştır. Buna ispat olarak şu vakaları gösterebiliriz.

“HUSREV:  Senelerdir yanımdasın. Sana babalık ediyorum. Bu bakımdan, senin hakkında, benden bir delâlet isteyen bir müracaatla karşılaştım.

SELMA: Çok kapalısınız.

HUSREV:  Eğer bu müracaatı yapan, sevdiğim biri olmasaydı delâlet hakkımı kullanmak istemezdim. Teklifini hiç duymamış gibi yapardım.

SELMA: Merak içindeyim.

HUSREV: Mansur, onu kocalığa kabul edip etmeyeceğini soruyor. Ne dersin?”

Selma’nın cevabı da şu şekilde oluyor. “Hayır. Evlenme hakkında. Hiç düşünmedim.”

Hüsrev’in Selma’ya bu isteği bildirmesinde ve iki gencin evlenmesini istemesinden onun ilk başlarda Selma’ya karşı âşık olmadığını anlıyoruz. Ama Selma’nın aslında Hüsrev’e âşık olduğunu onun ölürken elinde sıktığı notlardan anlayacağız. Zaten burada Hüsrev’e verdiği cevap da biraz bunu sezdiriyor “O halde bana bu teklifi yapmamış olun!” (Mansur’un evlenme teklifi)

Görüldüğü gibi burada Hüsrev’in Selma’ya âşık olması gibi bir durum söz konusu değilken eserin onuncu sahnesinde Hüsrev Selma’yı sevdiğini itiraf eder.

“Müsaade edin de bundan sonra onu ben seveyim! Kırkına basan yaşımla, bu tımarhanelik halimle, bir baba gibi değil, bir erkek gibi seveyim Selma’yı. Müsaade etmez misiniz? Bir ölüyü sevemez miyim? Günah mı, ayıp mı? Hani çıldırasıya sevmek derler. Çıldırasıya seveyim.” Burada Necip Fazıl’ın yapmak istediği hiç kuşkusuz Hüsrev aracılığıyla söylediği tezi (Fikri sabitlerimiz, bir şeye takıldığı zaman, o şeyin basit, fakat çok esrarlı hususiyetlerine âşık olur.) ispatlamaktı.

İlk başta Selma’ya âşık olmayan Hüsrev onu öldürdükten sonra hissettiği derin ıstırapların doğurduğu bir fikr-i sabit sonucu ona âşık olmuştur. Onun bir ölüye âşık olması da bu esere bir başka derinlik kazandırıyor. Çünkü fikr-i sabitlerimiz zihnimizdedir. Hüsrev’in bir ölüye yani dünyada olmayan birine âşık olması bunu net bir şekilde gösteriyor.

Diğer bir fikr-i sabit de çıkarı için dostlarını kullananları göstermek için kullanılmış. Eve bir dost olarak giren Zeynep evdeki tüm sırları gazeteye taşımıştır. Yine aynı şekilde Şeref de işine o denli bir Fikr-i sabit ile bağlıdır ki işi dışında her şey önemsizdir onun için. Yine başka bir fikr-i sabit de Hüsrev’in sonunun da eserdeki adamın kendini incir ağacına astığı için onun da sonunu öyle olduğunu düşünenin fikirleridir. Bu fikr-i sabit yüzünden incir ağacı kesilmiştir. Eserdeki fikr-i sabitler çoğaltılabilir. Biz şimdi “Fikr-i Sabit” ve “Bir Adam Yaratmak” meselesine gelelim.

Hüsrev’in “Ölüm korku” adlı piyesindeki kahramanı yaratması fikr-i sabitlerinden dolayı ona ıstıraplar çektirmiştir ve onu ölümün pençesine kadar götürmüştür. Ama sonu incir ağacı kesildiği için onun gibi olmamıştır.

“ULViYE :(Başını kaldırmış çığlık koparıyor) Evlâdım! Gitme! Gitme!

HUSREV: (Durur, başını arkaya çevirir.) Ne yapayım anne! Kestiniz incir ağacını! (Ulviye başını duvara çarpıp arkaya düşerken Man-sur deli gibi gözlerini açar. Turgut elleriyle yüzünü örter. Husrev sanki sırıtıyor.)”

Burada aslında Hüsrev’in çektiği ıstıraplar Necip Fazıl’ın Çile Yıllarındaki Istıraplarını anlatıyor. Hiç kuşkusuz Hüsrev’in “Ölüm Korkusu” adlı piyeste yarattığı kişilik kendisinden başkası değil yine hiç kuşkusuz Necip Fazıl’ın Yarattığı Hüsrev Necip Fazıl’dan başkası değil. Buradaki İncir Ağacı öyle bir Fikr-i Sabiti simgeliyor ki adeta Necip Fazıl’ın arayış yıllarındaki çektiği ıstıraplar. Ağacın Kesilmesi de bulma dönemi. Hüsrev’in ağacı balkona çıkıp da görememesi ardından tımarhaneye gitmeyi büyük bir aşkla istemesi de Necip Fazıl’ın olgunluk yani suskunluk dönemi…

Arayış devrinde şair konuşur. Suskunluk devrinde ise şair susar şiir konuşur. İşte olgunluk Devrindeki Necip Fazıl’ın yaratılması… İşte bir adam yaratmak…

-Evet, neler hisssettin bakalım!
  • Büyülendim
  • Mutlu Oldum
  • Üzüldüm
  • Sinirlendim
  • Canım sıkıldı
  • Korktum
Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Yazar:
Etiketler: , ,
Eklenme Tarihi: 28 Haziran 2017

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın